20 Ekim 2009 Salı

kAlbim seni Alıp nereye gideyim?

Aklımızla hayat arasında arabuluculuk eden “ uyum perisi”nin bir gün dalgınlığı tutar ve göğüs kafesimizin tehlikeli kapısı aralanıverir. Orada şimdiye kadar hiç rahatsız edilmeden kendi çarpıntısını dinleyen kalp, ansızın uyuşukluğuna dalan başka bir kalbin atışlarını duymaya başlar. Hiç hesapta olmayan bir buluşmadır bu. Bütün zırhları birden bire delinir ve vücut evi isyankâr kalbin eline geçer. Artık aklın ölçülü rotasından çıkılmış, insicamsız bir seyir başlamıştır. Şimdi kalp nereye istiyorsa oraya gidilecek, hangi yamaca vuruyorsa oraya tırmanılacak, düştüğü dipsiz kuyuda can çekilinecek, yalnızca onun iniltisine eşlik edilecektir.Çünkü aşk gelmiş, vücut çözülmüş, her bir aza, kalp yangını dediğimiz o dehşet ızdıraptan payına düşeni çeker olmuştur. Muzdarip aklın tek yaptığı, tek yapacağı, tıpkı bir zindanın tavanından mahkûmun kafasına damlayan sinir bozucu su damlaları gibi şu soruyu tekrar etmektir:

“ Kalbim, seni alıp nereye gideyim?”


Ali Ayçil/Ceviz Sandıklar ve Para Kasaları

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder