22 Ekim 2009 Perşembe

sizin hiç yaşamınızı kaybettiğiniz oldu mu?








Sizin hiç hayatı kaybettiğiniz oldu mu?

Benim bir kez oldu. Tedirginlikle ve korkuyla kaybettiğiniz. Gözyaşımı hatırlayamadığım andı ve yağmuru. Çocukluğumdan kaybettiğim günleri hatırlıyorum. Nerde çalışmıştım acaba,nerde oyun oynamıştım. Ustamdan dayak yiyişimin sebebi neydi ? Ve sonra içli içli ağlayışlarım. Gözyaşlarımı nereye düşürmüştüm.. O makinadan bu makinaya koşarken, işleri yetiştiremediğim yer neresiydi. Ustadan fırça yememek için olanca hızımla çalıştığım gün! Hangi gündü acaba? O oyun oynadığım yer…

Sizin hiç yaşamınızdan bazı günleri kaybettiğiniz oldu mu?

Nerede düşürdüğünü hatırlayamadığınız. Benim oldu. Büyük bir tedirginlikle, ansızın hastane yolunda koştuğumuz. İsmi neydi ve neresiydi hatırlayamadığınız.

Sizin hiç yaşamınızı kaybettiğiniz günler oldu mu?

Nedensiz. Soruları yitirdiğiniz… İlk aldığım haftalıkla heyecanla eve doğru koşarken.. Otobüse biletsiz binmeye çalıştığım anı ve ilk aldığım haftalıkla bir gazete bayiinden aldığım mizah dergisini, bir köşeye çekilip defalarca kere, çevirip çevirip okuduğum zamanı, güldüğümü, tekrar güldüğümü, tekrar okuduğum zamanı. Bir gece kaybettim. Bir gece kaybettim Texas,Tommix, Zagor okurkenki heyecanım. Bir gece kaybettim okumaya çalıştığımı. Ders kitaplarımın arasına, kimse görmesin diye özenle sakladığım kitaplarımı. Ne zamandı? Nerdeydi? Bir konfeksiyon atelyesinde, bir gömlekçide çalışırken, dükkana gelen top kumaşları sırtıma almış alın teriyle taşımaya gayret ederken karşılaştığım tarih öğretmeni o bayana ne söylemiştim? Utanmış mıydım yoksa? Bana yoruluyor musun oğlum dediğinde, kan ter içinde ve utanarak, sıkılarak, “hayır hocam, hayır öylesine, çalışıyorum işte” dediğim gün. Kaç yaşındaydım? Sonra, sonra hergün kumaş topların taşırken bir başka öğretmenime rast gelir miyim diye, heyecanla etrafa bakıştığım o an. Neredeydi? Hangi gündü? O beni çok seven tarih hocamın, o güzel bayanın yüzüne tekrar bakabilecek cesareti aradığım o gün…

Sizin hiç yaşamınızı kaybettiğiniz oldu mu?
Akşam iş bittikten sonra koşaradım Beyazıttan evime doğru koşarken, iki adamın beni çevirip kitap okuyor musun? diye sorduğunda “evet” diye cevaplarken, bana bir kitap hediye ettiklerini, Halid Bin Velidin hayatını anlatan o kitabı hediye ettiklerini ve defalarca, bi kez daha, bi kez daha okuduğum o kitabı kimden almıştım? O adam niçin, niçin yolda koşarken çevirip bana o soruyu sormuştu, namaz kılıp kılmadığımı. Kitap okuyup okumadığımı. Hangi gündü? Kimdi o adamlar? İlk kez bana kitap verildiğinde, ne kadar çok sevindiğimi bir gece unuttum. Akşam vakti olduğunda ustama ısrarla bu işide bitirdim, bu işide bitirdim deyipte, ustanın beni eve salmasını istediğim içten içe ve bunun için sık sık işimi bitirdiğimi vurguladığım. Ustamında galiba eve gitmek istiyosun dediğinde sıkılarak, gözlerinden gözlerimi kaçırdığım an. Ne zamandı? O ustamın adı neydi acaba? Ayakkabıcı dükkanında çalıştığımi gedik paşada çalıştığım gün, O ustamın adı acaba hüseyinmiydi dersin.Sizin hiç yaşamınızı kaybettiğiniz oldu mu?Yaz gelmesini istemediğiniz. Çünkü tekrar çalışmak zorunda olduğunuz günler. Kentin kayıp çocukları olduğunuz anda, hissettikleriniz. Sabah sabah işe gitmeniz için, ilkokulu henüz bitirmişken, yaz tatilinde işe gitmeniz için,anneniz sizi uyandırdığında, işe gitmemek için “karnım ağrıyo” dediğiniz. Sonra annenizinde şevkatli kollarıyla başınızı göğsüne yaslayıp, başınızı okşadığı oldumu?Ogün hangi gündü? Karnım neden her sabah ağrırdı? İşe gitmek istemeyişimin sebebi neydi? İlk defa, ilk defa yanımda içki, içildiğini gördüğüm ilk anda,kokudan midemin bulandığını söyleyerek kaytarmak için iki saat üç saat dışarda gezdiğim anlar. Hangi gündü acaba, kimdi o insanlar, yüzleri nerdeydi? Hangi sokakta yitirdim?Nerde bıraktım? Hangi defterimin arasındaydı? Hangi anımdaydı?İş aramak için yola koyulduğumda, bir bakkala girip, “çırak lazımmı abi” diye sorduğum anı. O bakkala girmemdeki sebep neydi acaba? Şeker sattığı için mi? Plastik top sattığı için mi? Ciklet sattığı için mi?Bir bakkalda çalışmak neden bu kadar cazipti? Ne olacaksın diye sorduklarında hiç bir zaman “pilot olucam,doktor olucam” diye cevap vermeyipte, büyüyünce mobilyacı olucam dememdeki sebep neydi acaba? Bazı komşuların evlerinde gördüğüm o şatafatlı mobilyalar mı? Bunları satan insanların çok para kazandığını düşünmek oldukça cazip gelmişti. Çocukluğumun mesleğini nerde düşürdümki? Nerde kaybettim?

Sizin hiç yaşamınızı kaybettiğiniz oldu mu?
Annenizin gecenin geç saatlerine kadar, ayakta kaldığını, yorganın altında kafamı uzattığımda, annemin örgü ördüğünü gördüğüm anda, içimden geçen o şeyler. Ve annem örgü örerek, bana bir spor ayakkabı, oldukça fiyakalı bir spor ayakkabı aldığında, ne kadar sevinmiştim. Sabahlara kadar örgü örüp ve onları satıpta sırf arkadaşlarımın arasında, onlara özenmeyeyim, imrenmeyeyim diye bana spor ayakkabı aldığını.. Hangi gündü? O gün hangi gündü? O gün hangi gündü? O ayakkabıyı senelerce giymiştim sanırım.

Sizin hiç yaşamınızı kaybettiğiniz oldumu?

Bir gece vakti, kaybettiğiniz çocukluğunuz. Soruları kaybettiğiniz oldumu dostlar? Gecenin bir vaktinde sayfalar dolusu yaşamınızı kaybettiğiniz. Hangi kitabın arasında? Yırtıp atmışmıydım? Yakmışmıydım onları? Bir yerdemi unuttum?
Pazarda limon satmak niçin o kadar keyifliydi? Cebimde sürekli para olması bir gurur bir onur mu verirdi? 400 lira haftalık alır almaz, anneme koşup gururla, bir adam gururuyla, büyük bir adam gururuyla ve onuruyla. Anne! Sana getirdim dediğimde, gözlerimden akan şimşekler, alnımın aklığı, vücudumun dikliği, büyük bir adam oldum, para kazandım demenin muzaffer edası. Ve sonra her hafta aldığım her parayı kuruşu kuruşuna yaşamın en kutsal yüzü annemin eline bıraktığımdaki o dayanılmaz keyif, o anlatılmaz his, o sıcaklık, o varolma hissi, o özgür olma hissi, o büyük adam olma hissi…Onu nerde bıraktım? Kim çaldı? Sıra arkadaşlarımdan birimi? Bir tren yolculuğundamı kaptırdım? Kim? Neden alsındı? Düş kırıklığım kaybettiğim oyunlarım.

Sizin hiç yaşamını kaybettiğiniz oldu mu?

Bir gece vakti. Boğazınıza düğümlendiği, konuşamadığınız, susamadığınız, ağlayamadığınız, hıçkıramadığınız bir an.Hiç bir yere not etmediğiniz yaşam sayfalarınızın kayboluverdiği bir an.Sabahleyin erkenden işe kalkınca aldığınız sınav sonuç gazetesine tedirgin gözlerle baktığınızda yaşamınızın bir anda değiştiği an. Baba beni mahçup ettin arkadaşlarımın rasında. Çünkü en güçlü benim babamdı. Benim babam yapardı, benim babam söylerdi. Benim babam gelirdi. Ben babamla yazlık sinemalara giderdim. İki film yanyana oynardı. Üşürdüm ve sokulurdum babamın yanına. İkinci filmin sonunu asla seyredemezdim, uyuya kalırdım. O üşüme sıcak bir uykuyu beraberinde getirirdi. Ve büyük bir güvenle babama doğru yaslanırdım. İkinci filmin sonunu asla seyredemezdim. Beni arkadaşlarımın arasında mahçup ettin baba! En güçlü sendin. Sen söylerdin. Sen götürürdün. Şimdi yoksun. Şimdi arkadaşlarımın yüzüne bakamıyorum. Şimdi onların gözlerine bakamıyorum. Bunu hiç beklemezdim. Hastane koridorlarında, Allaha ısmarladık! deyişimde sesim hiç titrememişti. Çünkü yarın vardı. O güçsüz duruşun asla gözümün önünden gitmedi. Sonra birgece kaybettim.Sizin hiç yaşamınızı kaybettiğiniz oldu mu? Beklentilerin büyüdüğü, yalnızlıklarında büyüdüğü. Siz hiç bu kentin kayıp çocuklarından biri oldunuz mu?

Sizin hiç sokaklarınız kayboldu mu?
Siz hiç yolunuzu bulamadığınız, çocukluğunuzu, oyunları kaybettiğiniz oldu mu? İş yerinden kaçmak için değişik şeyler uydurduğunuz oldumu?

Sizin hiç yaşamınızı kaybettiğiniz oldumu?

Bir gece vakti gece yarısı otobüs seyehatlerinde, mola yerlerinde bir bardak çayla dahi hatırlayamadığınız. Kaybettiğiniz göz yaşları, kaybettiğiniz alınteri oldumu hiç? Siz hiç, yaşamınızdan bir sayfayı kaybettinizmi? Çocukluğunuzu. Siz hiç yürüdüğünüz yolları, gittiğiniz bir lokantada az para vermek için, bir tek çorba içip yanında bolca ekmek yediğiniz o lokantayı ve lokantada çalışan yaşlı kadının şevkat dolu bakışlarını. Her gün, hergün mutad bir şekilde içtiğim çorbayı nerde unuttum? Nasıl kaybettim? Gece atelyede yatarken, kumaşları doldurduğumuz o çuvalları yere serip bir yatak gibi rahatça, uyumaya çalıştığınız ilk anda sabah olduğunu, güneşin doğduğunu ve ilk defa güneşin doğmasında o kadar nefret ettiğiniz bir an var mı? Tekrar çalışmak için, gecelediğiniz atelyelerde, bir arabesk sözlerin altında, arabesk hüzünlerin eşliğinde, atelye de üzerinde yattığınız çuvallar. Neredeydi? Ne zamandı?

Sizin hiç yaşamınızı kaybettiğiniz oldu mu?

Bir kentin ortasında…


Tarık Tufan

1 yorum: