19 Ocak 2012 Perşembe

Şehir uykuya çekildikten sonra, kaldıkları yurt odasının elektrik ocağında demledikleri çayı yudumlayan dört gençten biri, yalnız ve kayıp yüzünü arkadaşlarına dönerek şöyle dedi: Toprağın toprak, havanın hava, ateşin ateş, suyun su olduğunu bilmek hiçbir işime yaramıyor artık. Gençliğimin gözleri önünde gömlek değiştiren dünyaya karşı hazırlıksız yakalandım ve onu yeni giysilerinin içinde tanımakta güçlük çekiyorum. Henüz insanın insan koktuğu geçmiş zamanlardan gelen bilgileri, o zarif söz katarlarını açabileceğim tek bir dünya çarşısı bile kalmadı. Tek bir dünya çarşısı kalmadı, masumiyeti kalbiyle satın alabilecek! Erdemini öldürdükçe zenginleşen, zenginleşince erdem satın almakla övünen bu panayır yeri için hazır değilim daha. Ama yine de buradayım işte: Benim gözlerimin önünde sayılıyor banknotlar; kuleler benim gözlerimin önünde dikiliyor; benim gözlerimin önünde sökülüyor dünyanın damarları ve ben, gözlerime dökülen hayat fotoğraflarına, aklımın albümünde uygun tek bir yer bile bulamıyorum!.. Masanın başında, yanağını avuç içine iliştirmiş ikinci genç, sanki konuşan kendisiymiş de kısa bir ara vermiş gibi devam ettirdi arkadaşının cümlelerini: İnsanın bir anneden ve bir babadan doğmuş olduğunu bilmek hiçbir işime yaramıyor artık. Kendisi olamayanın, kendisinden bir varlık dünyaya getirmesi aklımı karıştırıyor fazlasıyla. Henüz beyaz bir tuval olan çocuklar, üzerlerine vahşet resimleri çizecek ressamların eline teslim ediliyor! Hayal simsarları bekliyor ergenliğin yamaçlarında; aşk satan yazarlar, uçuran sözcükleriyle orada bekliyorlar; güzellik giydiren modacılar, düğmeleri çözülmüş modelleriyle orada bekliyorlar; yönetmenler, ayartan sahneleriyle orada bekliyorlar; kadınlar, dişi ve sırnaşık bakışlarıyla orada bekliyorlar; acı tüccarları, gözyaşı ırmaklarıyla orada bekliyorlar. Yetişkinlerin bir hayvan pazarına çevirdikleri yerkürede kaçacak hiçbir yeri kalmadı gençlerin. Gençler çekilişin en değerli piyangoları; onların saflığıyla verimini artırıyor tüccarlar. Ve ben, ucuz bir şarkının rüzgarıyla dalından düşüveren bu öldürülmüş hafızama, şeceremi sevdirecek tek bir sözcük bile bulamıyorum!.. Üçüncü genç, bir süre önce geçip uzandığı ranzasında, bir nöbeti devralır gibi devam ettirdi ikinci arkadaşının konuşmasını: Burada, bir halkın arasında yaşadığımı bilmek hiçbir işime yaramıyor artık. O düzenbaz ve işbirlikçi çoğunluk günün bütün saatlerinde canımı sıkıyor. Kutsal bir mekana bakar gibi vitrinlere bakarken canımı sıkıyor; kendilerine bir miktar ulufe dağıtacak efendilerinin elini öpmek için sıraya girerken canımı sıkıyor; televizyonlarda, buzdolabı ve mutfak robotu için zavallı bir program sunucusuna yalvarırken canımı sıkıyor; bir miktar meşhurluk için olmadık palyaçoluklar yaparken canımı sıkıyor; `biz çaresiz bir halkız, bize niye sahip çıkılmıyor,` derken canımı sıkıyor. Yalnızca halk değil, halk tüccarları da canımı sıkıyor artık. O büyük sürüyü sandığa çekmek için olmadık hokkabazlıklara giren siyasetçilerden nefretimi gizlemeyeceğim. Cahil olmak hoşuna gidiyor halkın, bütün sorumluluklardan kurtuluyor böylelikle. Halk tüccarlarının da hoşuna gidiyor bu. Ve ben, can sıkıcı bir halkla, nefretimi kabartan halk tüccarları arasında, kaçıp kurtulacak tek bir yer bile bulamıyorum kendime!.. Dördüncü genç, bir bildirinin son parçasını tamamlar gibi, dedi ki: Bizi güzel bir geleceğin beklediği yalanı hiçbir işime yaramıyor artık. Bilgelerin kılavuzluğuyla değil; tüccarların, siyasetçilerin ve tiranların netameli işbirliğiyle yol alan bu geminin, sağlam bir limana demirlemesinden kuşkuluyum. Tilkiler, sayısız tavuğu rahatlıkla boğazlayabilecekleri bir kümesin düşünü kurarlar gelecekte; kurtlar için gelecek, bir koyun sürüsünü rahatlıkla parçalayabilecekleri bir ağıla ulaşmaktır; aslanlarsa, kurtların ve tilkilerin, bütün avlarını yiyip besili hale gelmelerini beklerler. Şimdilik üçü de masum bir yoldaş gibi davranıyor; yaşadığımız ateşli hafıza humması bitip, hiçbir şey düşünemez hale geldiğimizde, geleceğimize de varmış olacağız. Daha şimdiden, inandıkları her şeyi pazara indirmeye koyuldu tüccarlar; siyasetçiler, nasıl da dünyaya inanmanın erdeminden bahsetmeye başladılar; ve tiranlar, her zaman olduğu gibi, metanetle, avlananları avlayacak vakti bekliyorlar. Doğrusu ben, bu uçları çıkarla kaynaşmış açıdan canımı kurtaracak salim bir tek kapı bile bulamıyorum kendime...

0 yorum:

Yorum Gönder