
kendimle bir dönemeçte koşan iki çocuğun çarpıştığı gibi karşılaşmışım da hangisinin ben olduğuma karar veremediğim o çok kısa zamanın habire tekrarlanmasından perişan çarcaput gibi ağzım, yorgunum. biraz da...
cahit zarifoğlu- yaşamak



hıçkırıklarım çarpar her gün gök aynasına


İşte size tüylerinizi diken diken edecek bir cümle: Kuzu besliyoruz, öldürmek için.İşte size sevimli bir cümle: Kuzu besliyoruz, kurban bayramı için.Oysa bıçak kelimesi her iki cümlede de geçiyor. Bu oyundan birçok ders çıkarabiliriz. İlki şu olsun: Gerçeği, satırları değil, satır aralarını okuyarak görebiliriz.




"Anladımki; kalbinden uzak düşenin kalbini üfleyip, onu yeniden içimize konduran bir kuş nefesi vardır. Bu sıradan hikayemi benden yüzyıllar sonra gelen biri, benim gibi duyarak anlatsın isterim. Desinki; cevher kararmadıkça, her hayat için tetikte duran bir mucize vardır.
Herkes gibi benim içimde de hiçbir yere kaydedilmemiş bir günlük var.

İnsan sadece virgül koyabilen bir varlıktır. İnsan virgülleri doğru yerlere koyamadığında, herşey birbirine karışıyor. Onu layık olduğu yere koyamadığından anlam, bir sevgili gibi kapıyı çarpıp terkediyor. Aşkla iş, hayatla ölüm, şefkatle şehvet, kibirle vakar, korkuyla umut birbirine karışıyor, iyice bulanıklaşıyor her şey...
Hakkın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın.“düzenim bozulur, hayatım alt üst olur” diye endişe etme.Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden iyi olmayacağını?
Artık seni aramaktan vazgeçtim. Bunu bana "şiir" öğütledi. Yazdığım her şiirde, senin, yeryüzünde bir karşılığının bulunmadığını, şu sebepsiz sıkıntılar bize uğradıklarında evsiz kalmasınlar diye bahane edilmiş bir imge olduğunu, geç de olsa kavradım. O sıkıntılar hep gelecek ve biz onları, aslında hiç olmayan sende ağırlayacağız. O sıkıntılar nereden mi gelecek? Doyamadan terk ettiğimiz cennetten ve yarım bırakılmış çocukluğumuzdan. Yani tam dünyaya atıldığımız yerin iki yakasından.